×
TCK:87 Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama Suçu

NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ YARALAMA SUÇU 

TCK:87


(1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;


a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,


b) Konuşmasında sürekli zorluğa,


c) Yüzünde sabit ize,


d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,


e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına,


Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde dört yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde altı yıldan az olamaz.


(2) Kasten yaralama fiili, mağdurun;


a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,


b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,


c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,


d) Yüzünün sürekli değişikliğine,


e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,


Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde altı yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde dokuz yıldan az olamaz.


(3) Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır.


(4) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde on yıldan ondört yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise ondört yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.


MADDENİN GEREKÇESİ


TCK m. 87, kasten yaralama suçunun(md:86), mağdur üzerinde daha ağır sonuçlar doğurması hâlinde uygulanacak neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlleri düzenlemektedir. Bu maddede failin kastı, yaralama fiiline yönelmiş olmakla birlikte, meydana gelen ağır netice bakımından ayrıca bir kast aranmaz. Failin, ağır sonucu en azından taksirle gerçekleştirmesi yeterlidir. Ayrıca öngörülen ağır neticeler cezalandırılırken, fiilin icrai veya ihmali davranışla gerçekleşmiş olması arasında bir fark yoktur.  


Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunda dikkat edilmesi gereken husus, ağır neticenin yaralama fiiliyle nedensellik bağının bulunmasıdır. Ancak TCK.nun "Netice sebebiyle ağırlaşmış suç" başlıklı 23. maddesine göre; "Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir". Kastedilenden daha ağır veya başka bir netice meydana gelirse, kişinin, meydana gelen bu neticeden sorumlu tutulabilmesi, söz konusu netice açısından en azından taksire dayalı kusurunun varlığına bağlı kılınmıştır. Böylece TCK'nda kişinin kastettiğinden daha ağır veya başka bir neticeden sorumlu olması için yalnızca nedensellik bağının varlığı yeterli görülmemektedir. 


Sonuç olarak, söz konusu madde yaralama fiilinin yol açtığı ağır sonuçlar karşısında cezanın orantılı biçimde artırılmasını amaçlamakta; failin yalnızca yaralama kastıyla hareket etmiş olması, ağır neticeden sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır.


MADDENİN İNCELEMESİ


TCK. m. 87 nci maddesinin 1. fıkrası ile 2. fıkrasında yer alan neticesi sebebiyle ağırlaşmış haller, kendi aralarında seçimlik olarak düzenlenmiştir. Kasten yaralama sonucu birinci fıkradaki neticelerden birkaçının birden gerçekleşmesi durumunda da cezada tek artırım yapılacaktır. Birinci fıkrada yer alan neticelerle birlikte ikinci veya üçüncü fıkrada yer alan neticelerden birinin de gerçekleşmesi durumunda ise sadece en ağırından dolayı artırım yapılmalıdır.


1-) CEZANIN BİR KAT ARTIRILMASINI GEREKTİREN NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ HALLER (m. 87/1) 


a-) Yaralamanın Duyulardan veya Organlardan Birinin İşlevinin Sürekli Zayıflamasına Sebep Olması


Kasten yaralama fiili sonucunda mağdurun duyu veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması hâlinde, fail hakkında daha ağır ceza uygulanır. Bu düzenleme ile kanun koyucu, mağdurun yaşam kalitesini kalıcı biçimde etkileyen ancak tam kayıp seviyesine ulaşmayan zararları yaptırıma bağlamıştır.


Sürekli zayıflama, ilgili duyu veya organın eski fonksiyonunu tam olarak yerine getirememesi anlamına gelir. Bu durum, tamamen işlev kaybından farklı olup, mağdurun günlük hayatını zorlaştıran kalıcı bir azalmayı ifade eder. Örneğin görme, işitme, koku alma veya bir uzvun hareket kabiliyetinde kalıcı düşüş meydana gelmesi bu kapsamda değerlendirilir. İşlevin zayıflaması, işlevin yitirilmesinden farklıdır. İşlevin zayıflaması, duyu veya organlardan birinin görevini gereği gibi yapamayacak olması demektir. Bu durumda duyu veya organ işlevine devam etmekteyken, işlevin yitirilmesinde duyu veya organ işlevini hiçbir şekilde yerine getirememektedir.


Yargıtay uygulamasında, zayıflamanın geçici olmaması ve tedaviyle tamamen giderilememesi aranmakta; bu husus adli tıp raporları ile belirlenmektedir. Geçici fonksiyon kayıpları veya iyileşme sürecine bağlı kısıtlılıklar m.87/1-a kapsamında kabul edilmemektedir.

 

b-) Konuşmada Sürekli Zorluğa Sebebiyet Verme


Kasten yaralama fiili sonucunda mağdurun konuşmasında sürekli zorluk meydana gelmesi hâlinde, fail hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hükümleri uygulanır. Bu düzenleme ile kanun koyucu, mağdurun iletişim yeteneğini kalıcı biçimde olumsuz etkileyen sonuçları yaptırıma bağlamıştır.


Konuşmada sürekli zorluk; mağdurun konuşma yeteneğini tamamen kaybetmemekle birlikte, akıcı, anlaşılır ve normal şekilde konuşamaması durumunu ifade eder. Pelteklik, ses kısıklığının kalıcı hâle gelmesi veya konuşmanın belirgin ölçüde güçleşmesi bu kapsamda değerlendirilir.


Bu zorluğun geçici olmaması, tedavi ve iyileşme sürecine rağmen kalıcı nitelik kazanması gerekir.


c-) Yüzde Sabit İz Kalması 


Kasten yaralama fiili sonucunda mağdurun yüzünde sabit bir iz meydana gelmesi hâlinde, fail hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hükümleri uygulanır. Bu düzenleme ile kanun koyucu, mağdurun dış görünümünü ve sosyal hayatını kalıcı biçimde etkileyen zararları koruma altına almıştır.


İnsanların karşı karşıya geldiklerinde ilk göze çarpan vücut bölgesi “yüz” bölgesidir.“Yüz”, kişiler üzerinde olumlu veya olumsuz etkilere neden olur. Yüzdeki değişimler ve yaralanma sonucu oluşan izler, kişilerin psikolojisini, sosyal ve ekonomik hayatını olumsuz etkiler.


Kelime olarak “yüz”, “başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat” anlamına gelmektedir. 5237 sayılı TCK’nın gerekçesinde, TCK’nın 87/1-c maddesinde yer verilen “yüz” deyiminin “çehre” karşılığı kullanıldığı görülür ve “yüz”ün,“kişinin boyun ve kulakları dahil, başın ön kısmını ifade” ettiği belirtilmektedir. 


Yüzde sabit iz, mağdurun yüz bölgesinde oluşan ve kalıcı nitelik taşıyan, normal iyileşme süreci sonunda da belirgin şekilde fark edilebilen izleri ifade eder. İz, mağdurun yüzüne bakan bir kimse tarafından ilk bakışta veya dikkatli bir inceleme ile algılanabilir olmalıdır. Adli tıp raporlarında da sabit izin sosyal diyalog mesafesinden dikkat sarf etmeksizin fark edilebilir olup olmadığı dikkate alınmaktadır. Geçici kızarıklıklar, zamanla tamamen kaybolan izler bu kapsamda değerlendirilmez.


Yüzdeki izin sabit iz niteliğinde olup olmadığının değerlendirilebilmesi için söz konusu yaranın iyileşmesi gerekir.Bu durumda yara iyileşinceye kadar sabit iz değerlendirmesi yapılmamalıdır.


d-) Mağdurun Yaşamını Tehlikeye Sokma 


Kasten yaralama fiili sonucunda mağdurun yaşamını tehlikeye sokan bir durum meydana gelmesi hâlinde, fail hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hükümleri uygulanır. Bu hükümle kanun koyucu, ölümle sonuçlanmamakla birlikte mağdurun hayatını somut biçimde tehlikeye düşüren fiilleri daha ağır şekilde cezalandırmayı amaçlamıştır.


Yaşamı tehlikeye sokan durum, mağdurun ölüm riskiyle karşı karşıya kalması anlamına gelir. Bu tehlikenin soyut veya ihtimal dâhilinde olması yeterli değildir; tıbbi olarak belirlenebilir, somut ve gerçek bir tehlikenin varlığı aranır. Bu kapsamda iç kanama, hayati organların zarar görmesi, yoğun bakım gerektiren durumlar örnek olarak gösterilebilir.


Yargıtay uygulamasında, yaşamı tehlikeye sokan durumun varlığı adli tıp raporları ile tespit edilmekte; yaralanmanın niteliği, müdahale edilmemesi hâlinde ölümle sonuçlanma ihtimali esas alınmaktadır. Sadece ağır ağrı, kısa süreli bayılma veya yüzeysel yaralanmalar bu kapsamda değerlendirilmez.


e-) Yaralamanın Gebe Bir Kadına Karşı İşlenip de Çocuğunun Vaktinden Önce Doğmasına Sebep Olma 


Kasten yaralama fiilinin gebe bir kadına karşı işlenmesi ve bu fiil sonucunda çocuğun vaktinden önce doğmasına sebep olunması hâlinde, fail hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hükümleri uygulanır.


Bu hükümde korunan hukuki değer; hem annenin vücut bütünlüğü hem de doğmamış çocuğun sağlıklı gelişim ve doğum sürecidir. Kanun koyucu, gebeliğin olağan seyrinin yaralama fiiliyle bozulmasını, düşükten farklı olarak ayrıca yaptırıma bağlamıştır.


Yaralama ile vaktinden önce doğum arasında nedensellik bağı bulunması gerekmektedir. Erken doğumun, yaralama fiilinin doğrudan sonucu olması gerekir. Erken doğumun tıbbi veya doğal sebeplerle meydana gelmesi hâlinde bu bent uygulanmaz.


Yargıtay uygulamasında, doğumun vaktinden önce gerçekleşip gerçekleşmediği ve bunun yaralama fiiline bağlı olup olmadığı adli tıp ve kadın-doğum uzmanı raporları ile tespit edilmektedir.


2-) CEZANIN İKİ KAT ARTIRILMASINI GEREKTİREN NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ HALLER (m. 87/2)


a-) İyileşme Olanağı Bulunmayan Bir Hastalığa veya Bitkisel Hayata Sokma 


Kasten yaralama fiili sonucunda mağdurun iyileşme olanağı bulunmayan bir hastalığa yakalanması veya bitkisel hayata girmesi hâlinde, fail hakkında daha ağır ceza öngörülmüştür. Bu hüküm, mağdurun yaşamını kalıcı ve geri dönülmez biçimde etkileyen en ağır yaralama neticelerini kapsamaktadır.


İyileşme olanağı bulunmayan hastalık; tıbbi müdahalelere rağmen tamamen iyileşmesi mümkün olmayan, mağdurun yaşamını sürekli şekilde etkileyen ve kalıcı nitelik taşıyan hastalıkları ifade eder. Bu hastalığın geçici olmaması ve mevcut tıbbi imkânlar çerçevesinde kalıcı kabul edilmesi gerekir. Fizik veya psişik travma sonucunda meydana gelen kalp yetmezliği, disk kayması, kısmi felç, AİDS gibi hastalıklar bu kategoriye girer. Travma sonrası gelişen ve iyileşmesi olanağı bulunmayan akli arızaları da bu kapsamda değerlendirilmektedir.


Bitkisel hayat ise, mağdurun bilinç ve irade fonksiyonlarını kalıcı biçimde kaybettiği, çevresiyle anlamlı bir iletişim kuramadığı, yalnızca hayati fonksiyonlarının sürdüğü durumu ifade eder. Bu halde, kişi konuşmaz, işitmez, hareket edemez. Ancak dolaşım, solunum ve bazı otomatik işlevler (uyuma, sindirim, kalbin atması vb.) devam etmektedir. Bu hâl, kişinin fiilen sosyal ve kişisel varlığını sona erdiren ağır bir sonuçtur.


Yargıtay uygulamasında, mağdurun iyileşme olanağı bulunmayan bir hastalığa yakalanıp yakalanmadığı veya bitkisel hayata girip girmediği adli tıp raporları ile kesin olarak tespit edilir. Tedaviyle düzelme ihtimali bulunan durumlar bu bent kapsamında değerlendirilmez.


b-) Duyulardan veya Organlarından Birinin İşlevini Yitirmesi 


Kasten yaralama fiili sonucunda mağdurun duyularından veya organlarından birinin işlevini tamamen yitirmesi hâlinde, fail hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hükümleri daha ağır şekilde uygulanır. Bu bent, mağdurun bedensel bütünlüğünde geri dönüşü olmayan ve mutlak nitelikte kayıpları konu almaktadır.


İşlevin tamamen yitirilmesi; ilgili duyu veya organın artık hiçbir şekilde fonksiyon görememesi, tıbbi veya cerrahi müdahalelerle dahi eski işlevine kavuşturulmasının mümkün olmaması anlamına gelir. Bu durum, sürekli zayıflamadan farklıdır; zira burada organ veya duyu kullanılamaz hâle gelmiştir.


Bu kapsamda; bir gözün tamamen kör olması, işitme duyusunun tümüyle kaybedilmesi, bir böbreğin işlevsiz hâle gelmesi veya bir uzvun fonksiyonunu bütünüyle yitirmesi örnek olarak gösterilebilir.


Yargıtay uygulamasında, işlev kaybının tam olup olmadığı adli tıp raporları ile belirlenmekte; kısmi, düzelme ihtimali bulunan ya da destekle kullanılabilen durumlar bu bent kapsamında kabul edilmemektedir.


c-) Konuşma ya da Çocuk Yapma Yeteneğinin Kaybolması 


Kasten yaralama fiili sonucunda mağdurun konuşma yeteneğini veya çocuk yapma yeteneğini tamamen kaybetmesi hâlinde, fail hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hükümleri daha ağır şekilde uygulanır. Bu bent, mağdurun kişisel, sosyal ve aile yaşamını kökten etkileyen kalıcı sonuçları kapsamaktadır.


Konuşma yeteneğinin kaybolması; mağdurun anlamlı ve iradi biçimde konuşma fonksiyonunu tümüyle yitirmesi anlamına gelir. Konuşmada sürekli zorluk (m.87/1-b) ile karıştırılmamalıdır; burada artık iletişim kurmayı sağlayan konuşma fonksiyonu ortadan kalkmıştır.


Çocuk yapma yeteneğinin kaybolması ise, mağdurun üreme yeteneğinin kalıcı ve geri dönülemez biçimde sona ermesi hâlidir. Bu kayıp, kadın veya erkek bakımından farklı tıbbi nedenlerle ortaya çıkabilir; önemli olan, mağdurun biyolojik olarak çocuk sahibi olma imkânının tamamen ortadan kalkmasıdır.


Yargıtay uygulamasında, konuşma ya da çocuk yapma yeteneğinin tamamen kaybolup kaybolmadığı adli tıp ve ilgili uzmanlık raporları ile belirlenmektedir. Kısmi, geçici ya da tedaviyle giderilme ihtimali bulunan durumlar bu bent kapsamında değerlendirilmez.


d-) Yüzün Sürekli Değişikliği 


Kasten yaralama fiili sonucunda mağdurun yüzünün sürekli değişmesi hâlinde, fail hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hükümleri daha ağır şekilde uygulanır. Bu bent, yüzde sabit izden (m.87/1-c) daha ağır ve yüzün genel görünümünü kalıcı biçimde bozan sonuçları kapsamaktadır.


Yüzün sürekli değişmesi; mağdurun yüzünde meydana gelen zarar nedeniyle, yüzün önceki hâline göre tanınabilirliğini, simetrisini veya doğal görünümünü kalıcı olarak yitirmesi anlamına gelir. Bu değişiklik, basit bir izden ibaret olmayıp, yüzün genel estetik bütünlüğünü bozan ve ilk bakışta fark edilebilen nitelikte olmalıdır.


Yargıtay uygulamasında, yüzün sürekli değişip değişmediği belirlenirken; değişikliğin kalıcı olması, normal iyileşme süreci sonunda da devam etmesi ve mağdurun toplumsal ilişkilerini olumsuz etkileyecek derecede belirgin olması aranır. Bu husus, adli tıp raporları ile tespit edilir.


Yüzde sabit iz ile yüzün sürekli değişmesi arasındaki temel fark; sabit izde yüzün genel görünümü korunmakta iken, yüzün sürekli değişmesinde yüzün karakteristik yapısı ve algılanışı köklü biçimde değişmektedir.


e-) Gebe Bir Kadına Karşı İşlenip de Çocuğunun Düşmesi


Kasten yaralama fiilinin gebe bir kadına karşı işlenmesi ve bu fiil sonucunda çocuğun düşmesi hâlinde, fail hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hükümleri daha ağır şekilde uygulanır. Bu bent, erken doğuma yol açan hâlden (m.87/1-e) daha ağır bir sonucu düzenlemektedir.


Çocuğun düşmesi, gebeliğin yaralama fiili nedeniyle doğal süresi tamamlanmadan ve canlı doğum gerçekleşmeksizin sona ermesi anlamına gelir. Ölen ceninin anne rahminden kendiliğinden atılmış olması ya da ölü ceninin tıbbi müdahaleyle rahimden alınması arasında bir fark yoktur.  Burada korunan hukuki değer yalnızca annenin vücut bütünlüğü değil, aynı zamanda doğmamış çocuğun yaşam hakkıdır.


Yaralama fiili ile düşük arasında illiyet bağı bulunması gerekmektedir. Çocuğun düşmesinin, yaralama fiilinin doğrudan sonucu olması gerekir. Düşük, yaralama dışında tıbbi veya doğal nedenlerle meydana gelmişse bu bent uygulanmaz.


3-) VÜCUTTA KEMİK KIRILMASINA VEYA ÇIKIĞINA NEDEN OLMA (m. 87/3)


Kasten yaralama fiili sonucunda mağdurun vücudunda kemik kırılması veya çıkığı meydana gelmesi hâlinde, fail hakkında kırık veya çıkığın mağdurun hayat fonksiyonlarına etkisine göre artırılmış ceza uygulanır. Bu hükümle kanun koyucu, kemik kırığı ve çıkıkların her somut olayda aynı ağırlıkta sonuç doğurmadığını dikkate alarak dereceli bir değerlendirme sistemi benimsemiştir.


Kemik kırığı veya çıkık, mağdurun iskelet sisteminde meydana gelen ve tıbben tespit edilebilir yapısal bozulmaları ifade eder. Ancak maddenin uygulanması bakımından salt kırık veya çıkığın varlığı yeterli değildir; asıl belirleyici olan, bu durumun mağdurun hayat fonksiyonlarını ne ölçüde etkilediğidir.


Adli Tıp Kurumu vücuttaki kemik kırıklarım kırığın hayat fonksiyonlarına etkisine göre hafif ( 1 ), orta (2-3) ve ağır ( 4-5-6) olarak sınıflandırmıştır. Eklem çıkıkları da iskelet sistemindeki anatomik bozukluklardan olduğundan bu sınıflama içinde değerlendirmiştir. Vücutta meydana gelen kemik çatlakları da Adli Tıp uygulamasında kemik kırığı kapsamında değerlendirilir. Vücutta birden fazla kemik kırığı bulunması halinde fonksiyonlarındaki etkinin tespiti açısından skorlamaya gitmiştir.


İfade edelim ki TCK.nun 86. maddesinin 3. fıkrasında yazılı olan hallerle işlenen yaralamanın ayrıca 87. maddedeki kemik kırığına veya çıkığına da sebep olması halinde; (örneğin bıçakla eşe karşı vücutta kırık veya çıkık meydana getiren yaralama) ceza, 86. maddesinin 3. fıkrasına göre belirlendikten sonra 87. maddenin 3. fıkrasına göre artırılacaktır. Burada ceza tayini, meydana gelen kırık ve çıkığın mağdurun hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre belirlenecektir.


TCK.nun 87. maddenin 3. fıkrasında "yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza" ifadesiyle sadece 86. maddeye atıf yapılmış olması dolayısıyla, olayda 87. maddenin l veya 2. fıkralarında yer alan neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerden biriyle birlikte mağdurda kemik kırığı veya çıkığının da meydana gelmesi durumunda verilecek cezanın belirlenmesinde  44. madde gereğince somut olayda 87/1-2 de yer alan hallerden biri dolayısıyla faile verilecek ceza ile 87 /3 gereğince verilecek ceza karşılaştırılarak hangisi daha ağır cezayı gerektiriyorsa o neticesi sebebiyle ağırlaşmış halden dolayı faile ceza verilecektir. 


4-) KASTEN YARALAMA SONUCUNDA ÖLÜM MEYDANA GELMESİ (m. 87/4) 


Kasten yaralama fiili sonucunda mağdurun ölmesi hâlinde, fail hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hükümleri uygulanır. Bu düzenleme, failin öldürme kastı bulunmamakla birlikte, gerçekleştirdiği yaralama fiilinin ölümle sonuçlanması durumunu kapsamaktadır.


Bu suç tipinde failin kastı yaralamaya yöneliktir; ölüm neticesi ise fail tarafından istenmemiştir. Ölümün meydana gelmesi bakımından failin en azından taksirle hareket etmiş olması yeterlidir. Yaralama fiili ile gerçekleşen ölüm neticesi arasında illiyet bağı bulunmalı ve gerçekleşen ölüm neticesi objektif olarak faile isnat edilebilmelidir. Fiil tek başına ölümü meydana getirmeye elverişli olmamakla birlikte, mağdurda mevcut olup eklenen veya sonradan ortaya çıkan sebepler yüzünden ölüm meydana gelmiş ise, failin bu sebepleri bilip bilmediği, bilmiyorsa, bilmemesi sebebiyle kendisine kusur addedilip edilemeyeceği araştırılmalı ve sonucuna göre sorumluluk belirlenmelidir. Ancak burada sonradan eklenen sebeplerin neticenin faile objektif olarak isnat edilebilmesine engel olup olmadığının öncelikle araştırılması gerekir. 


Ölüme sebep olan kasten yaralama fiili, icrai nitelikte olabileceği gibi ihmali nitelikte de olabilir. Diğer bir anlatımla, ihmali davranışla yaralama sonucunda ölüm neticesi meydana gelmişse de TCK.nun 87. maddenin 4. fıkrası uygulanacaktır. 


Mağdurun rızasının geçerli olduğu (basit tıbbi müdahale ile giderilebilen) bir yaralama fiilinin sonucunda ölüm neticesinin meydana gelmesi durumda bu fıkra hükmü uygulanmaz. Bu halde eğer ölüm neticesi bakımından failin taksirinin varlığından söz edilebiliyorsa taksirle öldürme suçundan (m. 85) dolayı faili cezalandırmak gerekir.


Mağdurda önceden mevcut olan hastalık fail tarafından biliniyorsa ve fail ölüm neticesini istemiyorsa, bu halde bilinçli taksirle öldünne söz konusu olabilir.


Yargıtay uygulamasında, yaralamanın niteliği, kullanılan araç, darbenin yönü ve şiddeti, mağdurun sağlık durumu ve olayın gelişimi birlikte değerlendirilerek, ölüm neticesinin yaralama fiilinin sonucu olup olmadığı tespit edilmektedir.


YAPTIRIM


TCK.nun 86. maddesinin 3. fıkrasında yazılı olan nitelikli hallerle işlenen yaralamanın ayrıca 87. maddedenin 1, 2 veya 3. fıkralarında yer alan neticelerden birinin de gerçekleşmesine sebep olması halinde ceza, 86. maddesinin 3. fıkrasına göre belirlendikten sonra 87. maddenin ilgili fıkrasına göre artırılacaktır. 


İnceleme konusu suçta görevli mahkeme, işlenen fiilin ağırlığına göre asliye ceza veya ağır ceza mahkemesidir. 


CMK.nun 231. Maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin düzenleme bulunmaktadır. 


İnceleme konusu suçta iki yıl ceza alma mümkün olduğu için uygulamada mağdurun veya kamunun zararının giderilmesi kaydıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. 


TCK m. 87 kapsamında uygulanacak yaptırımlar belirlenirken;


Teşebbüs hükümleri,


Haksız tahrik,


Takdiri indirim nedenleri


somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilir. Özellikle meydana gelen ağır neticenin fail tarafından öngörülüp öngörülmediği, cezanın bireyselleştirilmesinde önem taşımaktadır.