KASTEN YARALAMA
TCK: 86
Kişinin vücut bütünlüğü, ceza hukukunda en temel hukuki değerlerden biri olarak korunmaktadır. Bu değere yönelen saldırıların başında ise kasten yaralama suçu gelmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesinde düzenlenen kasten yaralama suçu, uygulamada en sık karşılaşılan suç tiplerinden biri olup; basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek hâllerden, hayati tehlike doğuran sonuçlara kadar geniş bir yelpazede karşımıza çıkmaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesi kasten yaralama suçunu şu şekilde düzenlemiştir:
(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aydan bir yıl altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (Ek cümle:12/5/2022-7406/3 md.) Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz.
(3) Kasten yaralama suçunun;
a) Üstsoya, altsoya, eşe, boşandığı eşe veya kardeşe karşı,
b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Silahla,
f) (Ek:14/4/2020-7242/11 md.) Canavarca hisle,
İşlenmesi halinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında, (f) bendi bakımından ise bir kat artırılır.
-86. maddenin 1. fıkrasının gerekçesinde; "Maddenin birinci fıkrasında kasten yaralama suçunun temel şekli tanımlanmıştır.
-Maddenin 2 . fıkrasındaki "basit tıbbi müdahale" ye ilişkin düzenlemede kasten yaralama suçunun daha az cezayı gerektiren hali düzenlenmiştir.
-3. fıkranın gerekçesinde ise; kasten yaralama suçunun nitelikli şekilleri gösterilmiştir. Söz konusu suçun seçimlik olarak belirlenen bu nitelikli şekilleri, bentler halinde sıralanmıştır.
KORUNAN HUKUKİ DEĞER
Korunan hukuki değeri vücut dokunulmazlığıdır. Vücut dokunulmazlığı, bireyin bedenine yönelik her türlü izinsiz ve hukuka aykırı müdahaleden korunmasını ifade eder. Bu kapsamda yalnızca fiziki bütünlüğe yönelen fiiller değil, kişinin sağlığını ve algılama yeteneğini bozucu nitelikteki davranışlar da koruma alanı içinde değerlendirilmektedir.
SUÇUN UNSURLARI
1) FİİL: Vücuda acı verebilecek, sağlığı veya algılama yeteneğini bozulmasına sebebiyet verecek her türlü harekettir. Yani serbest hareketli bir suçtur ve seçimlik hareketli bir suçtur yani netice birden fazla, bu neticelerden birinin gerçekleşmesi yeterlidir.
-Vücuda Acı Verme: Vücut kavramından, insanın "canlı, hayatta olan maddi varlığı"nın anlaşılması gerekir. Başkasının vücuda acı vermenin söz konusu olabilmesi için, fiilin kişinin kendisinden başka bir şahsın vücudunda meydana gelmesi gerekir. Kişinin kendi vücuduna acı vermesi halinde, inceleme konusu suç oluşmaz. Failin hareketi sonucunda başkasının vücut dokunulmazlığı ihlal edilip vücudunda rahatsızlık, sızı, sancı veya ağrı meydana geliyorsa vücuda acı verme söz konusu olur. Vücuda yönelik etkinin önemli olması ve belirli bir ağırlığa ulaşması gerekir. Bunun belirlenmesinde mağdurun sübjektif duyarlılığı değil, objektif bir gözlemcinin değerlendirmesi esas alınır yani acı vermenin mevcut olup olmadığı, objektif esaslara göre belirlenmelidir.
Acının devamlı olması şart değildir. Bedene temasa gerek yoktur. Örneğin duyma işlevinde bozukluğa yol açan yüksek gürültü de bu suçu oluşturabilir. Kasten yaralama suçunun mutlaka mağdurun bedenine yönelmiş bir şiddet fiili gerektirdiğidir. Şiddetin doğrudan mağdurun vücudu yerine mağdura ait eşya üzerinde uygulanması hâlinde, mağdur bedensel bir acı veya sağlık bozulması yaşamıyorsa, yaralama suçunun maddi unsuru oluşmaz. Bu durumda fiil, olayın özelliklerine göre hakaret ya da mala zarar verme suçları kapsamında değerlendirilir.
-Sağlığın Bozulmasına Neden Olma: Sağlığın bozulması, organizmanın normal çalışmasının bozulması demektir. Mağdurun beden veya ruh sağlığında, tıbbi ya da psikolojik açıdan olumsuz bir değişiklik meydana gelmesini ifade eder. Bu bozulmanın kalıcı olması şart olmayıp, geçici nitelikte olması da suçun oluşması için yeterlidir. Önemli olan, failin fiili ile mağdurun sağlık durumu arasında nedensellik bağının bulunmasıdır.
Sağlığın bozulması kavramı, yalnızca bedensel yaralanmaları değil, aynı zamanda psikolojik bütünlüğü etkileyen sonuçları da kapsamaktadır. Bu çerçevede darp sonucu ortaya çıkan kırık, çıkık, morarma gibi fiziksel etkiler yanında; mağdurda korku, panik, travma veya ruhsal dengenin geçici olarak bozulması da sağlığın bozulması kapsamında değerlendirilebilir
Ancak ruhsal bozulmanın kabul edilebilmesi için, bunun soyut bir huzursuzluk hâlinden öteye geçerek objektif olarak tespit edilebilir nitelikte olması gerekir.
-Algılama Yeteneğinin Bozulmasına Neden Olma: Algılama yeteneği, insanın çevresindeki olguları gözlemleyebilme yeteneği, idrak kabiliyetidir. Mağdurun dış dünyayı algılama, değerlendirme ve buna uygun tepki verme kapasitesinin geçici veya kalıcı olarak zayıflamasına sebep olmak bu suçu oluşturur. Bayılma, sersemlik, bilinç bulanıklığı, yönelim kaybı veya yoğun korku ve panik nedeniyle algısal fonksiyonların etkilenmesi bu kapsamda değerlendirilebilir. Bu unsurun varlığı, mağdurun sübjektif beyanlarından ziyade olayın oluş şekli ve objektif bulgular esas alınarak belirlenir; etkinin geçici olması suçun oluşumuna engel değildir.
2) FAİL: Bu suçta fail herkes olabilir. Ancak 86. maddenin 3. fıkrasındaki nitelikli hallerin bir kısmı ancak belli vasıflara sahip kişiler (altsoy, üstsoy, eş, kardeş, kamu görevlisi) tarafından işlenebilir. Bu nitelikli haller bakımından özgü suç söz konusudur.
3) MAĞDUR: Kasten yaralama suçunda mağdur, vücuduna acı verilen veya sağlığı ya da algılama yeteneği bozulan kısaca yaralanan kişidir; konu ise, bu kişinin vücududur. Suç ancak yaşayan insanlara karşı işlenebilir. Cenine karşı inceleme konusu suçun işlenmesi halinde, cenin açısından bu suç oluşmaz. Çünkü vücut dokunulmazlığına karşı maddenin sağladığı koruma, doğumla başlar, ölümle sona erer.
4) NEDENSELLİK BAĞI: Yaralanma; failin fiilinden kaynaklanmalıdır. İfade edelim ki, bazı olaylarda ceza sorumluluğu açısından salt nedensellik bağının mevcudiyeti yetmez, ayrıca neticenin faile objektif olarak da isnat edilebilir olması gerekir.
SUÇUN NİTELİKLİ HALLERİ
1-) Daha Az Cezayı Gerektiren Nitelikli Unsur: Fiilin Etkisinin Basit Bir Tıbbi Müdahaleyle Giderilebilecek Ölçüde Hafif Olması (m.86/2)
Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olması, suçun daha az cezayı gerektiren bir görünüm kazanmasına neden olmaktadır. Bu kapsamda “basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek yaralama”dan, yalnızca fiilin basitliği değil, aynı zamanda mağdur üzerinde meydana gelen etkinin tıbbi müdahale ile kolaylıkla ortadan kaldırılabilecek ya da herhangi bir müdahale gerektirmeyecek düzeyde hafif olması anlaşılmalıdır. Uygulamada bu ölçütün hekimler arasında farklı yorumlara açık olması, kişisel değerlendirme farklılıklarını da beraberinde getirmiştir. Bu nedenle hangi travmatik etkilerin basit tıbbi müdahale ile giderilebileceği hususunda Adli Tıp Kurumu tarafından belirlenen ölçütler yol gösterici nitelik kazanmış ve uygulama bu doğrultuda şekillenmiştir. Somut olayda yaralamanın, TCK m. 86/1’de düzenlenen suçun temel hâlini mi yoksa m. 86/2’de öngörülen daha az cezayı gerektiren hâlini mi oluşturduğuna yargı mercileri tarafından karar verilecektir. Bununla birlikte her ne kadar istisnai nitelik taşısa da, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek bir yaralama fiili neticesinde ölüm meydana gelmesi hâlinde, failin taksirle öldürme suçundan sorumluluğu gündeme gelecektir.
2-) Suçun üstsoy, altsoy, eş veya kardeşe karşı işlenmesi (m.86/3 a)
Kasten yaralama suçunun üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı işlenmesi, kanun koyucu tarafından suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâli olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin temelinde, aile bağları ve yakın hısımlık ilişkileri çerçevesinde kişilerin birbirlerine karşı daha fazla özen ve koruma yükümlülüğü altında bulunmaları yer almaktadır. Fail ile mağdur arasındaki bu özel yakınlık, fiilin toplumsal zararını artırmakta ve bu nedenle cezada yarı oranında artırım öngörülmektedir. Nitelikli hâlin uygulanabilmesi için, mağdurun fiilin işlendiği anda failin üstsoyu, altsoyu, eşi veya kardeşi olması yeterli olup; tarafların birlikte yaşayıp yaşamamaları ya da aralarındaki kişisel ilişkinin niteliği önem taşımamaktadır.
-Üstsoy-altsoy : Medeni Kanun'un 17 nci maddesine göre; "Kan hısımlığının derecesi, hısımları birbirine bağlayan doğum sayısıyla belli olur. Biri diğerinden gelen kişiler arasında üstsoy-altsoy hısımlığı; biri diğerinden gelmeyip de, ortak bir kökten gelen kişiler arasında yansoy hısımlığı vardır" . Kanunda altsoy-üstsoy bakımından bir sınırlama söz konusu değildir. Bentte üvey anne , üvey baba veya üvey evlat sayılmadığından bu halde nitelikli hal uygulanmamalıdır. Üvey ilişkilerde kan bağı bulunmadığından, fail mağdura karşı kasten yaralama suçunu işlemiş olsa bile bu fiil nitelikli hâl sayılmaz, yani ceza artırımı yapılmaz.
- Eş: Eş ile birlikte söz konusu olan kayınpeder, kayınvalide, kayınbirader, damat, gelin gibi sıhri hısımlar nitelikli halin kapsamına girmez. Fail ile mağdur arasında geçerli bir evlilik akdi varken ayrılık kararı verilmişse halen geçerli bir evlilik söz konusu olduğundan nitelikli hal oluşur. Kişi boşandıktan ve bu karar kesinleştikten sonra suçun işlenmesi halinde nitelikli hal uygulanmaz. Nitelikli halin uygulanabilmesi için suçun işlendiği anda "eş" olmak zorunludur.
- Kardeş: Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, anne ve babanın aynı olması zorunlu değildir. Annenin veya babanın birinin aynı olması halinde kardeşlik söz konusu olur. Evlilik akdine bağlı olarak doğmuş çocukların yanı sıra, evlilik akdi olmamasına rağmen, anne veya babanın fiilen aynı olması halinde de nitelikli hal uygulanır. Ancak bu halde fail, mağdurun kardeşi olduğunu bilmelidir. Bilmemesi durumunda hata dolayısıyla suçun temel şeklinden sorumlu olur (m.30/2).
İlgili maddede yer alan 'Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz' hükmü, kanun koyucunun kadına yönelik şiddetle mücadeledeki kararlılığını ve bu suç tipinde cezasızlık algısını yıkma amacını yansıtmaktadır. Bu düzenleme ile basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek yaralamalarda dahi, mağdurun kadın olması durumunda cezanın alt sınırı yükseltilerek hem caydırıcılık artırılmış hem de failin daha ağır bir infaz rejimiyle karşı karşıya kalması hedeflenmiştir.
3-) Beden veya Ruh Bakımından Kendisini Savunamayacak Durumda Bulunan Kişiye Karşı İşlenme (m.86/3 b)
Suçun temel şekline göre ceza artırılmaktadır. Bu düzenlemenin amacı, direnç gösterme ve kendini koruma imkânı bulunmayan kişilerin daha etkin şekilde korunmasıdır. Burada esas alınan ölçüt, mağdurun içinde bulunduğu durumun objektif olarak savunma yeteneğini ortadan kaldırıp kaldırmadığıdır; mağdurun fiili algılayıp algılamaması veya saldırıya tepki verip verememesi önem taşır.
Mağdurun savunmasızlığı sürekli veya geçici nitelikte olabilir. Yaş küçüklüğü, ileri yaş, hastalık, malullük, akıl hastalığı ya da fiziksel engel gibi hâller mağdurun doğrudan savunmasız kabul edilmesine yol açarken; uyku hâli, narkoz altında bulunma veya rızası dışında bayıltıcı madde verilmesi gibi durumlar da mağdurun geçici olarak kendisini savunamayacak duruma düşmesine neden olabilir. Yargıtay da bu hâlleri söz konusu bent kapsamında değerlendirerek, mağdurun fiil anındaki fiilî savunma yeteneğini esas almaktadır.
Öte yandan mağdurun kendisini savunamayacak duruma kendi kusuruyla düşmüş olması, nitelikli hâlin uygulanmasını engellemez. Zira kanun koyucu açısından önemli olan, mağdurun bu duruma nasıl geldiğinden ziyade, failin savunmasız bir kişiye karşı yaralama fiilini gerçekleştirmiş olmasıdır. Bu nedenle fail, mağdurun içinde bulunduğu savunmasız hâli bilerek veya öngörerek hareket ettiğinde, TCK m. 86/3-b hükmü uygulama alanı bulacaktır.
4-) Suçun Kişinin Yerine Getirdiği Kamu Görevi Nedeniyle İşlenmesi (m.86/3 c)
Bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için, yaralama fiilinin sadece bir kamu görevlisine yönelmiş olması yeterli değildir. Esas olan, suç ile mağdurun yerine getirdiği kamu görevi arasında nedensel bir bağın bulunmasıdır. Başka bir ifadeyle, yaralama fiilinin, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesi, görevinin gereklerine uygun davranması ya da bu görev nedeniyle failin tepkisini çekmesi sonucunda işlenmiş olması gerekir. Bu bağ kurulamadığı sürece, fiil görev sırasında işlenmiş olsa dahi nitelikli hâl uygulanamaz.
Kamu görevlisinin görev esnasında bulunması tek başına belirleyici değildir. Örneğin bir kamu görevlisinin, göreviyle ilgisi olmayan kişisel bir husumet nedeniyle yaralanması hâlinde, suç ile kamu görevi arasında aranan bağlantı kurulamayacağından TCK m. 86/3-c hükmüne gidilemez. Buna karşılık, kamu görevinin sona ermiş olması nitelikli hâlin uygulanmasına engel değildir. Kişinin geçmişte yerine getirdiği kamu görevinin gereklerine uygun davranması nedeniyle hedef alınarak yaralanması durumunda da, suçun kamu görevi nedeniyle işlendiği kabul edilmelidir.
5-) Kamu Görevlisinin Sahip Bulunduğu Nüfuz Kötüye Kullanılmak Suretiyle İşlenmesi (m.86/3 d)
Daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin temelinde, kamu görevlisine tanınan yetki, güç ve otoritenin, suç işlemek amacıyla kullanılmasının devlet idaresinin saygınlığına ve kamu düzenine zarar vereceği düşüncesi yer almaktadır. Bu nedenle kanun koyucu, kamu görevinin sağladığı üstün konumun suçta araç hâline getirilmesini ayrıca cezalandırmayı gerekli görmüştür.
Ancak her kamu görevlisinin işlediği yaralama fiilinde bu nitelikli hâlin uygulanması mümkün değildir. Artırımın söz konusu olabilmesi için, failin kamu görevlisi olmasının yanı sıra, suçun işlenişinde görevinden kaynaklanan nüfuzunu fiilen kullanmış olması gerekir. Başka bir ifadeyle, fail mağdur üzerinde sahip olduğu otoriteyi, güven ilişkisini ya da emir-itaat bağını kullanarak yaralama fiilini gerçekleştirmelidir. Kamu görevlisinin, göreviyle ilgisi bulunmayan kişisel bir tartışma veya özel hayatına ilişkin bir nedenle yaralama fiilini işlemesi hâlinde, nüfuzun kötüye kullanıldığından söz edilemez.
Somut olayda değerlendirme yapılırken, failin kamu görevlisi sıfatının suçun işlenmesini kolaylaştırıp kolaylaştırmadığı ve mağdur üzerinde baskı veya üstünlük aracı olarak kullanılıp kullanılmadığı özellikle dikkate alınmalıdır.
6-) Fiilin İşleniş Tarzıyla İlgili Daha Ağır Cezayı Gerektiren Nitelikli Unsur: Suçun Silahla İşlenmesi (m.86/3 e)
Kasten yaralama suçunun silahla işlenmesi, cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli hâllerden biridir "Silah" TCK.nun 6. maddesinde tanımlanmıştır. Buna göre; "(...) Ceza kanunlarının uygulanmasında; j) Silah deyiminden; 1. Ateşli silahlar, 2. Patlayıcı maddeler, 3. Saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet, 4. Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler, 5. Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeler" anlaşılmalıdır.
Suç bakımından kullanılan nesnenin silah olup olmadığının tespitinde esas olan kriter, "saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli" olmasıdır. Bu nitelikli hâlin kabul edilmesindeki temel gerekçe, silah kullanımının fiilin tehlikeliliğini ve mağdur üzerindeki zarar riskini önemli ölçüde artırmasıdır.
7-) Canavarca Hisle İşlenme (TCK m. 86/3-f)
Daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. Canavarca his, failin mağdura karşı olağan insani duygularla açıklanamayacak ölçüde acımasız, zalim ve vahşi bir saikle hareket etmesini ifade eder. Burada belirleyici olan, yalnızca yaralamanın ağırlığı değil; fiilin işleniş biçimi ve failin mağdura yönelik tutumunun insanlık dışı bir nitelik taşımasıdır.
Bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için failin, mağdura gereksiz ve ölçüsüz acı çektirmeyi amaçlaması, yaralama fiilini zevk alarak, eziyet edercesine veya saldırıyı sürdürmekte ısrar ederek gerçekleştirmesi gerekir. Failin öfke, ani tepki veya anlık bir tartışma sonucu hareket etmesi tek başına canavarca his olarak kabul edilemez. Bu nedenle her ağır yaralama fiili değil, yalnızca failin iç dünyasında mağdura yönelik özel bir vahşet ve acımasızlık barındıran eylemler bu bent kapsamında değerlendirilir.
Canavarca his, çoğu zaman fiilin süreklilik arz etmesi, mağdurun çaresizliğinden yararlanılması veya saldırının gereksiz yere devam ettirilmesi gibi unsurlarla ortaya çıkar. Bu bentle kanun koyucu, yalnızca beden bütünlüğünü değil, aynı zamanda insan onurunu hedef alan, sıradan şiddetin ötesine geçen fiilleri daha ağır şekilde yaptırıma bağlamayı amaçlamıştır.
MANEVİ UNSUR
TCK m. 86’da düzenlenen kasten yaralama suçu, yalnızca kasten işlenebilen bir suç olup, suçun manevi unsuru genel kasttır. Bu kapsamda failin, mağdurun vücut bütünlüğünü ihlal edebileceğini bilerek ve isteyerek hareket etmesi yeterlidir. Yaralama neticesinin ağırlığına veya meydana gelen zararın derecesine ilişkin özel bir kast aranmaz.
Kast, doğrudan kast veya olası kast şeklinde ortaya çıkabilir. Failin mağdura yönelik fiziksel saldırıda bulunurken yaralama sonucunu öngörmesi ve bu sonucu kabullenerek fiili işlemesi halinde olası kastın varlığı kabul edilir. Yargıtay uygulamasında da, özellikle ani gelişen tartışmalar sırasında gerçekleştirilen fiziksel müdahalelerde, yaralama sonucunun öngörülebilir olması halinde olası kastın varlığına hükmedildiği görülmektedir.
Bazı hallerde "kasten yaralama" mı yoksa "kasten öldürmeye teşebbüs" mü olduğu hususu önem arz eder. Bunun için failin kastının neye yönelik olduğunun tespiti gerekir. Böyle durumlarda kişinin fiili bir bütün olarak değerlendirmeye tabi tutulup kastının öldürmeye yönelik olduğu sonucuna varılırsa kasten öldürmeye teşebbüs, yaralamaya yönelik olduğu düşünülürse tamamlanmış kasten yaralama suçundan sorumluluk söz konusu olur.
Failin kastı esasen iç dünyasına ilişkin olup her somut olayda değişiklik gösterebilir, tespiti son derece zordur ve ispat hukukuna ilişkin bir problemdir.
HUKUKA AYKIRILIK UNSURU
Kasten yaralama suçunda hukuka aykırılık unsuru, failin gerçekleştirdiği fiilin hukuk düzeni tarafından izin verilmiş, emredilmiş veya mazur görülmüş bir davranış olmamasını ifade eder. TCK m. 86 kapsamında mağdurun vücut bütünlüğünü ihlal eden her fiil, kural olarak hukuka aykırıdır. Ancak bazı hâllerde yaralama fiili, hukuka uygunluk nedenleri kapsamında değerlendirilerek suç olmaktan çıkar.
Bu bağlamda en sık karşılaşılan hukuka uygunluk nedenleri meşru savunma , zorunluluk hâli, kanunun hükmünü yerine getirme ve hakkın kullanılmasıdır.
TEŞEBBÜS
İcra edilen yaralamaya yönelik fiilin fiilin suçun temel şeklini gerçekleştirmeye elverişli olduğu hallerde, failin sorumluluğunu kasten yaralamanın temel şekline göre tayin etmek gerekir. İcra edilen fiil, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek yaralamayı meydana getirebilecek bir nitelik taşıdığı ancak neticenin meydana gelmediği hallerde ise 86. maddenin ikinci fıkrasına teşebbüs edilmiş sayılmalıdır. Ancak somut olay, tüm yönleriyle ele alınarak bu durumun tespiti yapılmalıdır.
Bilindiği gibi TCK.nun 36. maddesine göre fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz. Kişi, icra hareketini yaptıktan sonra pişmanlık duyar ancak suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlemezse, herhangi bir indirimden yararlanamaz.
İŞTİRAK
Bu suç herkes tarafından işlenebilir. Ancak bazı nitelikli haller bakımından özgü suç mahiyetindedir.
Bir fiilin özgü suç niteliği taşıması, iştirak bakımından önem arz eder. Buna göre, özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise, azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur (m.40/2).
Nitelikli hallerin suç ortaklarına sirayeti halinde TCK. 'nun 40'ncı maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesinde; "Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır" hükmü mevcuttur.
İÇTİMA
Kasten yaralama suçu gerçek içtima hükümlerine tabidir. Gerçek içtima, failin birden fazla fiille veya tek fiille birden fazla kişiye karşı birden fazla suç işlemesi hâlinde, her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırılmasını ifade eder. TCK m. 44’te düzenlenen fikri içtimadan farklı olarak, gerçek içtimada suçlar arasında bir yutma, bileşik suç ya da tek fiil kabulü söz konusu değildir.
Kasten yaralama suçunda gerçek içtima, özellikle failin aynı anda veya ardışık biçimde birden fazla mağduru yaralaması durumunda gündeme gelir. Bu hâlde her mağdur yönünden bağımsız bir yaralama suçu oluşur ve fail hakkında gerçek içtima hükümleri uygulanarak ayrı ayrı cezaya hükmolunur. Aynı şekilde, failin farklı zamanlarda ve birbirinden bağımsız fiillerle yaralama suçunu işlemesi hâlinde de gerçek içtima söz konusu olur.
TCK m. 42 uyarınca, bir suçun diğer bir suçun unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması hâlinde bileşik suç söz konusu olur ve bu durumda içtima hükümleri uygulanmaz. Kasten yaralama fiili, başka bir suçun temel ya da nitelikli unsurunu oluşturduğunda, kural olarak bileşik suç kapsamında değerlendirilir. Ancak yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, kanunda açık bir düzenleme bulunması kaydıyla, bileşik suç hükümleri değil, her iki suçtan ayrı ayrı cezalandırma yoluna gidilir. Nitekim yağma suçuna ilişkin TCK m. 149/2 başta olmak üzere, cinsel saldırı, cinsel istismar, konut dokunulmazlığının ihlali, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarına ilişkin çeşitli maddelerde bu istisnai düzenlemelere yer verilmiştir.
KASTEN YARALAMA SUÇUNDA SORUŞTURMA,KOVUŞTURMA VE UZLAŞMA HÜKÜMLERİ
-Yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde (86/2), mağdurun şikâyeti üzerine mağdurun şikayeti üzerine soruşturma yapılmaktadır. Şikayet 6 ay içinde yapılmalıdır. 86/1 ve 86/3' de soruşturma resen açılır.
-Kasten yaralama fiilinin kişi üzerinde basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte hafif bir yaralama eylemi gerçekleşmiş ise şikayete bağlı olmasından ötürü şikayetten vazgeçildiğinde düşme kararı verilir.
-5271 Sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunun 253/1-b maddesine göre şikayete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ceza Kanunun 86/1 ile 86/2 maddesi uzlaşma kapsamındadır. Ancak Türk Ceza Kanunun 86/3 maddesinde yer alan Kasten yaralama suçunun;
a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,
b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Silahla işenmesi halinde uzlaşma kapsamı dışındadır.
